Ali Eren (Vakit gazetesi yazarı) ile Diyalog üzerine Röportaj -3

2010-06-01 20:40:00

Ali Eren (Vakit gazetesi yazarı) ile Diyalog üzerine Röportaj -3     
Yazar ::Genc::Adam    
Genc::Adam :

(Ali Bey , sizinle röportaj yapmadan önce belirlediğimiz kuralları hatırlatmak isterim :” Kesinlikle belgesiz ve delilsiz itham ,iftira ve niyet okumalara girilmiyecektir.” Şimdi siz beni taraf tutmakla itham ediyor ve niyet okumaya çalışıyorsunuz. Bizim sizinle röportaj yapma amacımız , Gazeteciler ve Yazarlar Vakfının sizi nekadar iyi ağırlayıp ağırlamadığı , sorularınıza nedenli ikna edici açıklamalar verip vermediklerini , sizi neden toplantılarına çağırma cesaretini (!) gösterip göstermedikleri değil, tam tersine sizin bir önceki cevabınızda dediğiniz  “yanlış şeyleri dile getiriyorlar” iddianızı Ehl-i Sünnet perspektifinde münazara etmek amacıyla gerçekleştiriyoruz. O açıdan lütfen artık konuya dönelim ! Sizin iddialarınızı köşe yazılarınızdan bildiğimizden dolayı , inşallah itirazlarınıza tek tek soru-cevab şeklinde izahatlar getireceğiz. “Her konuştuğun  doğru olmalı , ancak her doğruyu her yerde söylemek doğru değildir “ prensibi gereği size izah edilemeyen veya edildiği takdirde yanlış anlaşılmalara vesile olabilecek hususları , burada inşallah ::Genc::Adam dile getirsin. O açıdan istirhamım , lütfen asıl konuya dönelim. )

Ahirzamanın Fetret devri olarak telakki edilmesi, İslam’ın usule ait hükümlerinde bile lakayıtlık görülmesi, İslam dinin –haşa- bir terör dini , kadınları ikinci sınıf bir statüye mahkum eden bir din , mensublarını dilenciliğe muhtaç eden , medeniyetten nasibiz bir din gibi telakki edilir olması noktasında izahlarınız doğrudur ve günümüz gayri Müslimlerinin ekserisinin bu fetret kavramı içinde olduğunu müşahede ediyoruz. Bu aslında biz müminlerin de bir ayıbıdır , çünkü dinimizi hakkıyla yaşamıyoruz , yaşamadığımızdan dolayı “temsil” edemiyoruz. Bediüzzaman Hazretleri işte bu hususlara isnaden diyor ki: 1-) Ahirzamanda “O musibet-i semâviyeden ve beşerin zâlim kısmının cinayetinin neticesi olarak gelen felâketten “ ölenler hangi dinden olursa olsun 15 yaşın altında (baliğ değilse) ise şehittir ve Müslümanlarla aynı mükafatı alırlar. 2-) 15 yaşından yukarı olanlar (baliğ ise) , eğer mâsum ve mazlum ise, mükâfatı büyüktür; belki onu Cehennem'den kurtarır. 

Bu tesbitler aynı zamanda İtikat Mezheblerimizinde görüşleridir : Akîde de, iki önemli Ehl-i Sünnet akımından Eş'arîler derler ki (ki Bediüzzaman Hazretlerinin Eşari olduğunu hatırlatmış olayım) : Cenab-ı Hakk'ın adını duymayan, O'na dair hiç bir tebliğe şahit olmayan kimse, nerede, nasıl yaşarsa yaşasın, ehl-i fetret, dolayısıyle de ehl-i necattır. Sizler, Ümmet-i Muhammed olarak Efendimiz'e ait mesajları alıp, dünyanın karanlık iklimlerine götürmemiş iseniz, Eş'âri'ye göre o karanlıktaki kimseler ehl-i necatdırlar ve kurtulmuşlardır. Cenab-ı Hak, belli bir ölçüde onları mükâfâtlandıracak ve Cennetten istifâde ettirecektir... Maturidîlere gelince ki; bir noktada Mutezile'nin düşüncesi de aynıdır. Derler ki; "bir insan, aklıyla Yaratıcısını bulursa, adını ünvanını bilsin bilmesin kurtulur. Ama aklıyla mücerred olsun Yaratıcıyı bulamamışsa o kurtulamaz."Aslında bu iki görüş aynı olmasa bile, birbirinden çok uzak da sayılmaz.

 

O halde soruma gelmek istiyorum : 

16.06.2001 tarihli Köşe yazınızda diyorsunuz ki :”Diyalogcular, Türkiye’ye “Hz. Muhammed’e inanmadıkça kimsenin Cennet’e girmesinin mümkün olmadığını” duyururlarsa, onların ellerinden öpeceğim; ben de yanıldığımı ilan edeceğim.”

Bir Diyalogçu olarak diyorum ki : “Fetret Devri kavramı içine girmeyen hiçbir insan , Hz.Muhammed (SAV)‘me kalben inanmadıkça ve lisanen tasdik etmedikçe cennete giremez.”

Şimdi,  bu tesbitim Ehl-i Sünnet inancına uygun mudur  değil midir? Şayet uygun ise , va’ad ettiğiniz üzere , fakirin kirli ellerini değilde , şahsım adına muhterem Fethullah Gülen Hocaefendi’nin elini ne zaman öpersiniz ?

 

Ali Eren :

Benimle röportaj yapma teklifinizin maddeleri içinde, “Sadece Gençadam’ın çizdiği çerçeve içinde konuşacaksınız” şeklinde bir madde yoktu. Dolayısıyla istediğim gibi konuşmakta serbest olduğumu zannediyorum. Siz o sorunuzda biraz şaka yapmış hatta parantez içinde (Gülümsemeler) kelimesini kullanmıştınız. Ben de aynı üslupla biraz da espri olsun için  Hatta “Hayrola!” kelimesiyle başlayarak,  “Taraf tutmaya başladınız” sözünü etmiştim. Lisanımızda, “Hayrola,n’oluyor” gibilerden şaka yapılmaz mı?Ama sizbunu tamamen ciddiye almış ve fevkalâde alınmış görünüyorsunuz. Öyle ki, bunu hem röportajın şartlarına aykırı görüyor hem de niyet okumak kabul ediyorsunuz. Madem öyle, ben de ciddileşeyim. Benim o kelimelerikullanmama sebep sizin sözlerinizdir. Yani ortada niyet okumak yok, size cevap var. Söyler misiniz? Ben durup dururken mi taraf tuttuğunuzu söyledim? Sizin konuşmanız üzerine öyle cevap verdim. O kadar...”Mesele sizi ne kadar iyi ağırlayıp ağırlamadıkları değil” diyorsunuz. Okuyanlar da zannedecekler ki, beni iyi ağırlamamalarından şikayetçiyim. Bey öyle bir şey söylemiyorum. Esas konuya dönelim diyorsunuz. Dönelim…“Günümüz gayri Müslimlerinin fetret kavramı içinde olduğunu müşahede ediyoruz” diyorsunuz. Arkasından gelecek cümle de zaten belli: Fetret içinde olanlar hangi dinden olursa olsun cennete girerler.  Yine aynı üslup, yine gayri Müslimlerin ille de cennete gireceklerini söyleme gayreti...Eğer, bir tuşa basmakla bütün bilgilere ulaşılan bu zaman da fetret devriyse, 14 asrın tamamı haydi haydiye fetret devridir. “Biz dinimizi hakkıyla yaşayamıyoruz, yaşayamadığımız için de hakkıyla temsil edemiyoruz” diyorsunuz. Zaten kim İslamı hakkıyla yaşadığını söylebilir? Peygamberimiz, “Sizden hiç biriniz cennete amellerinizle giremeyeceksiniz. Allah’ın rahmetiyle gireceksiniz” buyurdular. Ashab, “Yâ Resûlallah siz de mi?” diye sordu.Peygamberimiz “Evet, ben de” buyurdu.Madem durum budur, öyleyse, islamı hakkıyla temsil edemediğimiz için gayri müslimler İslamı kabul etmemekte haklı ve cennetlik mi yani? İslam itikadı içinde şöyle bir madde yok:Müslüman olmayanlar, Müslümanların hoş olmayan hallerine bakıpta islamıkabul etmeseler bile yine de cennete girerler. Üstadın, 15 yaş meselesiyle ilgili sözünü galiba yanlışhatırlıyorsunuz.“15 yaşın altında” demiyor, “15 yaşına kadar” diyor. Parantez içine koymak ihtiyacını duyduğunuz (baliğ değilse) ifadesi de üstadın sözleri içinde yok. Bu paranteze niçin ihtiyaç duyduğunuzu merak ettim.Bir eksiklik daha: Şehittir demiyor, “Bir nevi şehittir” Diyor. İkisi aynı değil…Üstadın, “15 yaşından yukarı olanlar (baliğise) , eğer mâsum ve mazlum ise, mükâfatı büyüktür; belki onu Cehennem'den kurtarır.” Dediğini söylüyorsunuz. Nakilde eksiklikler var. 15 yaşından büyük olanlar için “Kafir bile olsalar ” kısmını da hatırlayamadınız galiba. Dikkat buyurunuz lütfen: Bediüzzaman Hz. buna göre şöyle demiş oluyor: “Ahirzamanda “O musibet-i semâviyeden ve beşerin zâlim kısmının cinayetininneticesi olarak gelen felâketten “ ölenler... 15 yaşından yukarı olanlar (baliğ ise) , eğer mâsum ve mazlum ise, mükâfatı büyüktür; belki onu Cehennem'den kurtarır. “ Dikkat ederseniz, bu ölen mazlumlar hakkında, “İmkan bulamadıkları için islamı kabul etmemiş olsalar” diye bir şey söylenmiyor. Sadece zulümle ölenlerin cennete gidecekleri hatta büyük mükafat görecekleri söyleniyor. Peki, cennete girmenin şartı iman etmek mi yoksa zülmen öldürülmek mi! Eğer cennete girmenin şartı iman değil de zülmen öldürülmekse, cennete girecek çooook imansız var. Bilmiyor musunuz ki, Bediüzzaman Hz. tarikatlardan bahsederken “İmansız cennete giren yoktur” buyuruyor. Bediüzzaman, zikzaklar çizerek, “imansızcennete giren yoksa da zulümle öldürülen kafir hariç. Onlar imansız da olsalar cennete girerler” mi diyor? Eksik olarak aktardığınız sözler, yani “kafir de olsa zulümle öldürülenlerin cennete gireceği” sözü asla o zata ait olamaz. Olsa olsa Nurlar içine sokuşturma olabilir. Olabilir mi? Niye olmasın! Allah kelamı olan eski kitaplara bile oldu. Risalei nur bundan MAHFUZ değil…Sorunuzda, itikadî mezheblerden nakiller yaparak“Kendilerine tebliğ ulaşmamış olanların kurtulacaklarına dair” hatırlatmalar var. Zaten Kur’an-ı Kerim’de “Biz, kendilerine peygamber göndermediklerimize azab edici olmadık buyuruluyor”. Buradan hareketle, bazı itikad imamları o kimselerin cennete gireceklerini söylerken, İmam-ı Rabbani Hz. gibi Bedizzaman’ın “Üstadım” dediği bazı zatlar da “Azap edilmeyecek ama cennete de giremeyecek, toprak olacaklar” Diyor.Şöyle veya böyle… İtikad imamlarımız ne diyorlarsa o.  Şimdiye kadar söylediklerimi mukaddime sayın.Sorunuzun son cümlesine ve en can alıcı meseleye ancak geldik.Son cümleniz tamamen doğru. Tam ehli sünnet inancı bu işte. Ancaaak! Söyletebiliyorsanız, bunu diyalog önderlerine de söyletin. Diyaloğu nasıl herkese duyurarak yapıyorlarsa, bunu da öyle aynı şekilde yapsınlar da el öpmeye sıra o zaman gelsin. Sizin düzgün konuşup düzgün inanmanız diyalog hususunda bağlayıcılık taşımaz. Eğer taşısaydı, sizden önce, bu röportaja sebep olan tertemiz Murat kardeşimin söylediği doğru sözler taşırdı. Onun da inancı sağlam. Ama onunla iş bitti mi? Bitmedi. Sizin söylerinizle de bitmez. Sözleriniz, diyalog namına kabul edilemez. Bakın sizi tenkit ediyor muyum? Hayır. Şunu da söyleyerek sizi daha da şaşırtayım: Sizin son cümlenizde söylediğinizi, hususi konuşmalarda  diyaloğun önde gelenleri bile söylüyorlar. Sizi bırakın, ileri gelen herhangi bir diyalogcunun da benimle konuşurken ehli sünnet üzere konuşacağını daha baştan biliyor ve kabul ediyorum zaten. İş, diyalog kürsüsünde değişiyor. Yani, “Karakolda doğru söyler mahkemede şaşırır” meselesi. Bu soru çerçevesinde bir hatırlatma yapayım: Siz sadece bir diyalog taraftarısınız, yoksa diyalog namına bağlayıcı söz söylemek mevkiinde bulunan birisi değilsiniz. Dolayısıyla “Bakın, işte ben böyle söylüyorum” deyip kendi sözünüzü diyalog faaliyetleri namına kabul ettirmeyi düşünmeyiniz...Son cümlenizi, ileri gelenler diyalog gibi açıktansöylesinler, tamam. Oldu mu?.. 

 

Genc::Adam  :

Röportaj kültüründe , röportajı yapanlar soruları sorar röportaja muhatab olanlar ise sorulara cevab verirler. Başka türlü nasıl röportaj olabilir ki? Bu açıdan  sizin “Sadece Gençadam’ın çizdiği çerçeve içinde konuşacaksınız şeklinde bir madde yok”  tesbitiniz yersiz bir tesbittir. Bizim sizden ricamız , belki ileride gündeme gelecek mevzuları, konu ile ilgilisiz sorularımız bünyesında cevab vermemenizdir. Örneğin , Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı’nın sizi Diyalog toplantılarına çağırmamasını “cesaret eksikliği olarak” nitelemeniz gibi…Şahsen bir mümine yakışan hüsn-ü zan etmek olmalıdır kanaatindeyim. Belki davetli sayıları kısıtlı ondan davet edilmedim şeklinde düşünmek “Muhammedi ahlaka” daha yatkın gözüküyor…Konumuza dönecek olursak :

Son cevabınızda beni iki hususta şaşırtmış oldunuz ;

birincisi  “Âhırzamanda, fetret devrini yaşayan insanlar çok olabilir. Ama Âhırzaman,bütün dünya ve bütün insanlar için fetret devri değildir.” diyorsunuz , bizde bu tesbitinizi tasdik edince sanki muhalif olma adına ( niyet okuyorsam özür dilerim) : ”Arkasından gelecek cümle de zaten belli: Fetret içinde olanlar hangi dinden olursa olsun cennete girerler.  Yine aynı üslup gayri Müslimlerin ille de cennete gireceklerini söyleme gayreti...” diyorsunuz. Sormak istiyorum , hangi ifademizde , “bütün gayri Müslimler ehl-i fetrettir ve buna isnaden ehl-i necattır “ şeklinde bir yorumumuz oldu ? Madem olmadı , neden “gayri Müslimlerin ille de cennete gireceklerini söyleme gayreti” ile itham ediliyoruz ? Madem Cennet ne bizim nede sizin tekelinizde o halde neden Allah’ın vazifesine karışıyoruz ?  Eğer siz Ehl-i Sünnet itikadını kendinize rehber ediniyorsanız- ki edindiğiniz biliyorum-  o zaman fetret Kavramı içinde İmamı Eşari ve İmamı Maturidi’nin İsra suresinde geçen “Biz, bir peygamber göndermedikçe (kimseye) azap edecek değiliz.(Sure 17/15) “ Ayetinin hükmü gereği verdikleri içtihatlara uymakla mükellefiz. Bugün (ahirzamanda)  hiçbir mümin , “dünyadaki tüm yahudi ve hıristiyanlar ehl-i necattır” diyemiyecekleri gibi “dünyadaki tüm Yahudi ve hıristiyanlar ehl-i nardır” diyemez. Çünkü , bunlar içinde ehl-i fetret olanlarını Ehl-i Sünnet İtikadı müstesna tutmaktadır. “Eğer, bir tuşa basmakla bütün bilgilere ulaşılan bu zaman da fetret devriyse, 14 asrın tamamı haydi haydiye fetret devridir.” diyorsunuz. Halbuki , bugün bir tuşa basan insanlar , karşılarında İslam ile ilgili kendi dillerinde 10 tane site buluyorlarsa bunlardan 7-8 tanesi İslamı bir terör dini ,fakir ve perişanların dini , kadınları ikinci sınıf telakki eden bir din olarak gösterirken , ancak 2-3 tanesi doğru bir şekilde anlatmaktadır. Tuşa basan adam hangisine inanacağını nerden bilecek ? O halde bize düşen İslam’ı hakkıyla temsil ederek , Gayri Müslimlerin “doğru İslamı” tanımasına vesile olabilmektir.  

İkincisi : Risale-i Nurlarda geçen bir hususu size delil olarak getirmemizden sonra, başta o hususu yorumlamaya çalışıp daha sonra işin içinden çıkamayıp -sizin düşüncelerinizle örtüşmediğini görünce - o mesele hakkında : “Olsa olsa Nurlar içine sokuşturma olabilir. Olabilir mi? Niye olmasın! Allah kelamı olan eski kitaplara bile oldu. Risale-i Nur bundan MAHFUZ değil” tesbitinizdir.  Bu ifadeniz , Risale-i Nurun varisi olan Bediüzzaman Hazretlerinin tüm talebelerine bir hakarettir kanaatindeyim. Sizden ricam bu cümlenizin maksadı aşaşn bir cümle olduğunu beyan ederek tashih etmenizdir. Bir Kitabta bir ifade benim gibi düşünmüyorsa , hadiselere benim gibi bakmıyorsa “olsa olsa içine sokuşturulmuştur” demek ilim erbabına yakışmaz.   Belki İmamı Rabbaninin Mektubatında da size uygun gelmeyen yerler vardır , belki İmamı Gazali’de bir eserinde kendi devrinde yaşayan Hıristiyanların ehl-i fetret kavramı içinde olduğu beyan ediyordur. Ama, madem benim gibi düşünmüyor , o halde “içine sokulmuş” veya “baskı hatasıdır” demek en hafif tabiri ile maksadı aşan cümlelerdir. O zaman Risale-i Nurlarda geçen şu ifadelere ne diyeceğiz : “Hatta o mazlumlar kâfir de olsa, ahirette kendilerine göre o dünyevî âfâttan çektikleri belalara mukabil rahmet-i İlahiyenin hazinesinden öyle mükâfâtları var ki…..” (Kastamonu Lahikası 49.sayfa) “….ehl-i fetret, ehl-i necattırlar. Bil’ittifak, teferruattaki hatîatlarından muahazeleri yoktur. İmam-ı Şâfiî ve İmam-ı Eş’arîce, küfre de girse, usul-i imanîde bulunmazsa, yine ehl-i necattır. Çünkü teklif-i İlâhî irsal ile olur ve irsal dahi ıttıla ile teklif takarrur eder. Madem gaflet ve mürur-u zaman, enbiya-yı sâlifenin dinlerini setretmiş; o ehl-i fetret zamanına hüccet olamaz. İtaat etse sevap görür; etmezse azap görmez. Çünkü mahfî kaldığı için hüccet olamaz. “ (Mektubat  sayfa 374) . Ali Bey , bunlarda mı Nur’lar içine sokulmuş ifadeler …? Lütfen....İslam fıkhında , bulüğ çağı yaşı kızlarda ortalama 9 , erkeklerde ortalama 12 olarak telakki edilir.Ve 15 yaşına kadar (tıbben) baliğ olmayan kız veya erkek çocukları, (manen) baliğ kabul edilir. İşte bu hususa binaen Bediüzzaman Hazretleri “15 yaşına kadar” (bu aynı zamanda “15 yaşın altında” anlamındadır) olanlar “ne dinden olursa olsun şehîd hükmündedir.” derken , baliğ olmayanların manevi durumunu dile getirmektedir.   Bu hüküm sadece fetret devri için değil, her dönem için geçerlidir. Her çocuk İslam fıtratı üzerine doğar , akıl-baliğ olmadan mesul tutulmadığından, ekser Fukehaya göre ehl-i necattır. Mazlumen ölürse şehittir. “15 yaşından büyükler” için sarfedilen “eğer mâsum ve mazlum ise, mükâfatı büyüktür; belki onu Cehennem'den kurtarır.” cümlesinde “masum olması” İslami tebliğin yani irsalin ulaşmaması , “mazlum olma” zulme muhatab olması anlamı taşır ki , zaten cümlenin devamında geçen : “Çünki âhir zamanda mâdem fetret derecesinde din ve dîn-i Muhammedi'ye Aleyhissalâtü Vesselama bir lâkaydlık perdesi gelmiş…” ifadesi ile ahirzamanın “fetret devri” olduğunu ve bu devrin insanlarının hususi durumunu vurgulamaktadır. Bu açıdan , sizin kalkıp : “Dikkat ederseniz, bu ölen mazlumlar hakkında, “İmkan bulamadıkları için islamı kabul etmemiş olsalar” diye bir şey söylenmiyor.” şeklinde bir tesbitte bulunmak mümkün değildir. Fetret devri insanı zaten imtihan-ı İlahi noktasında “masum”dur. Çünkü seviyeli irsale muhatab olmamıştır.

Bediüzzaman Hazretlerinin “15 yaş” şeklindeki ifadesinin İslam Fıkhındaki “baliğ yaşı” ndan başka bir manasının olması mümkün değildir.O açıdan daha iyi anlaşılması mülahazası ile parantez için baliğ olanlar –olmayanlar şeklinde izahatta bulundum. Yoksa , haddini bilen herkes gibi , ne benim nede bir başkasının sizin tabirinizle “Nur’ların içine bir şeyler sokuşturma” cüreti olamaz !Bediüzzaman Hazretlerinin “imansız cennete giren yoktur”  ifadesi genel manayı ifade ederken , “ fetret ehlinden zulmen ölenlerin ehl-i necat olması” meselesinide İtikat İmamlarımıza göre beyan etmesinda şayet bir tenakuz varsa , o zaman o tenakuzu Bediüzzamana değil , bizzat İtikat İmamlarına mal etmelisiniz. Çünkü bütün itikat imamları imansız cennete girilmeyeceğinden bahsederken , fetret ehli-ni müstesna tutmuştur. Diğer yandan Bedizzaman Hazretlerinin İmamı Rabbani Hazretlerine  “Üstadım” dediği doğrudur , Lakin bazı meselerde mesela aşk-ı mecazi hakkındaki yorumuna katılmadığı da vakidir.( bakınız Mektubat sayfa 35) ” Fetret Devri kavramı içine girmeyen hiçbir insan , Hz.Muhammed (SAV)‘me kalben inanmadıkça ve lisanen tasdik etmedikçe cennete giremez.” tesbitimi “Son cümleniz tamamen doğru. Tam ehli sünnet inancı bu işte.” tesbitinizle doğrulumalla beraber “bunu diyalog önderlerine de söyletin” diyorsunuz. Sonra”sizi daha da şaşırtayım: Sizin son cümlenizde söylediğinizi, hususi konuşmalarda  diyaloğun önde gelenleri bile söylüyorlar” diyerek yine bir tenakuza giriyorsunuz.  O zaman karar verin , diyalog önderlerine söyletmelimiyim yoksa , onlar zaten bu tesbiti söylüyorlar mı? İfade etmek istediğiniz , bu tesbiti Diyalog toplantılarında ifade etmeleri ise , bir Yahudi veya Hırsitiyana karşı bu ifadeyi söylemenin onların ve yandaşlarının imanlarına vesile olacağına ihtimal veriyormusunuz ? Örneğin bir Hıristiyan ruhaniye ne demelerini bekliyorsunuz : “Efendim, biz sizinle diyalog çerçevesinde temasa geçtikten sonra fetret ehli statünüz riske girmiştir. O açıdan bir an önce iman ediniz….”  .Yoksa onlarla bir araya gelindiğinde hal-i leyyine , tavr-ı leyyine , kavl-i leyyine çerçevesinde İslam’ın dırahşan güzelliklerini temsil etmek mi daha etkili olur?

İzninizle 6.soruma geçmek istiyorum : Röprotajın içinde de zaman zaman dile getirdiğiniz “Hırsitiyanları cennete sokma” meselesine atıfta bulunarak sormak istiyorum : “Diyalog önderleri” içinde günümüzdeki Hırsitiyanlık dini “Hakdindir “ şeklinde bir ifadeye şahit oldunuz mu ? Böyle bir izlenim elde etmekten veya böyle bir imadan bahsetmiyorum , böyle bir ifadeye şahit oldunuz mu ?  röportaj devam ediyor... 

Ali Eren (Vakit gazetesi yazarı) ile Diyalog üzerine röportaj -1

Ali Eren (Vakit gazetesi yazarı) ile Diyalog üzerine Röportaj -2

Ali Eren (Vakit gazetesi yazarı) ile Diyalog üzerine Röportaj -3

Ali Eren (Vakit gazetesi yazarı) ile Diyalog üzerine Röportaj -4

Ali Eren (Vakit gazetesi yazarı) ile Diyalog üzerine Röportaj -5     
 

70
0
0